28 Kasım 2014 Cuma

"Unutulma Hakkı"nı Uygulama Alanı

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) 13 Mayıs 2014 tarihinde verdiği Google kararı kolaylıkla İnternet dünyası için bir dönüm noktası sayılabilir. Kararın verildiği günden bugüne geçen yedi ay boyunca bilişim hukuku ile ilgilenenler ve daha pek çoklarının gündeminden hiç düşmemesi de bu durumu kanıtlar niteliktedir. Hatırlatmak gerekirse, bu karar ile ABAD veri öznelerine-belirli koşullar altında-arama motorları sonuçlarından bazı bağlantıların çıkarılmasını isteme imkanı tanımıştı. Karar büyük bir yankı uyandırmış, kısa sürede Google’a konuya ilişkin başvuruların adeta yağmur gibi yapmasına neden olmuştur. Şirketin Şeffaflık Raporu uyarınca toplam başvuru sayısı 174,226'dır. Google'ın incelediği URL sayısı ise 602,479'dır. 

Adalet Divanının kararının farklı kesimlerden farklı tepkiler aldığı söylenebilir. Kimileri bu kararı “unutulma hakkı”nı yaşama geçiren bir gelişme olarak alkışlarken, başkaları arama motorlarının eline-kötüye kullanımlara da müsait-bir sopa vermesi dolayısıyla hararetle eleştirmiştir.

Bu tartışmalar bir yana, sürecin nasıl işleyeceğine ilişkin karar alma zorunluluğu bulunmaktadır. Mayıs ayından bugüne zamanın bu açıdan da hummalı çalışmalarla geçtiği söylenebilir. Bu konudaki en yeni gelişme Avrupa veri koruma sisteminde görüşleri son derece önemli olan 29. Madde Veri Koruma Grubunun konuya ilişkin yorumudur. Nitekim AB üyesi devletlerin veri koruma otoritelerinin oluşturduğu 29. Madde Veri Koruma Grubu 26 Kasım 2014 tarihinde Google kararının nasıl uygulanacağına ilişkin bir görüş yayınlamıştır. Bu görüş temel olarak kararın yorumuna ve veri koruma otoritelerinin şikayetleri değerlendirirken yararlanacakları ortak kriterleri belirlemeye odaklanan bir rehber niteliğindedir. 

Rehberde dikkat çeken bir kaç husus şöyle sıralanabilir:

  • 29. Madde Veri Koruma Grubu, ABAD kararının dayanağı olan 95/46/AT sayılı yönergenin bu konuda uygulanmasının uygun olduğunu teyit ediyor. Nitekim arama motoru reklamcılık alanı dolayısıyla üye devletlerde faaliyet göstermektedir. 
  • Karar yalnızca kişinin adı temelli yapılan aramalarda elde edilen sonuçlara ilişkindir. Bu nedenle karar uyarınca bağlantıların silinmesi gerekmemekte; kaynak bilgiye başka arama kriterleri ile ya da kaynağa doğrudan erişim ile ulaşmak mümkün olmaya devam etmektedir. 
  • Veri öznelerine haklarının tam ve etkili bir şekilde tanınması için arama sonuçlarından çıkarma işlemlerinin kararda işaret edilen hususlar dikkate alarak uygulanması gerekir. AB hukukundan kaçınmak olanaklı değildir. Uygulamayı sınrılandıracak yeni yöntemler ile etkili koruma zayıflatılmamalıdır. Örneğin arama sonuçlarından çıkarmayı AB çıkışlı alan adları ile sınırlamak ve örneğin “.com" uzantılı sitelere uygulamamak yeterli ve etkili bir koruma olarak görülemez. 
  • Veri koruma otoriteleri AB ile açıkça bağlantılı kişilerin (vatandaş ya da mukim) iddialarına yoğunlaşacaktır. 
  • Arama motorlarının ağ yöneticilerini bu konuda bilgilendirme yükümlülüğü bulunmamaktadır. 
Ayrıca Veri koruma otoritelerine karar alma süreçlerinde yardımcı olacak esnek araçlar, temel kriterler belirlemiştir. Bu kriterlerin hiçbiri tek başına kararı belirleyici nitelikte olmadığı gibi, her somut olayda ABAD içtihadı ve bilgiye ulaşmadan kaynaklı kamusal yarar mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda 29. Madde Veri Koruma Grubu kriterlerini temelde şu sorulara verilecek yanıtlar ekseninde geliştirmiştir: 
  • Arama sonucu bir gerçek kişiye mi ilişkin ve bu sonuca veri sujesinin adının aranması ile mi ulaşılıyor;
  • Veri sujesi kamusal figür mü; 
  • Veri sujesi çocuk mu; 
  • Veri doğru, ilgili ve ölçüsüz olmama kriterlerine uygun mu; 
  • Hassas veri kategorisinde mi; veri işleme veri öznesine ilişkin bir önyargının oluşmasına neden oluyor mu; 
  • Arama sonucu veri sujesini bir risk altına sokuyor mu; 
  • Veri güncel mi?
  • Bilginin yayınlanma bağlamı nedir? 
  • Gazetecilik faaliyeti kapsamında mı yayınlanmış?
  • Yayıncının kişisel verileri kamunun erişebileceği şekilde yayınlama hukuksal yükümlülüğü bulunmakta mı? 
  • Veri bir suç ile mi? 
29. Madde Veri Koruma Grubunun görüşü haberlere benzer başlıklarla yansıdı. Dikkat çekilen husus, Avrupa'nın Google üzerindeki baskısını arttırdığı oldu. Bunun nedeni ise Görüş'te arama sonuçları listesinden çıkarmanın yalnızca AB çıkışlı alan adları ile sınırlandırılamayacağının belirtilmesiydi. 


21 Mayıs 2014 Çarşamba

Privacy and Data Protection: Rebulding Trust (Özel Yaşamın Gizliliği ve Veri Koruma: Güvenin Yeniden İnşaası) Paneli-Notlar


21 Mayıs 2014 tarihinde “Internet: Privacy and Digital Content in a Global Context” başlıklı INETIstanbul etkinliği gerçekleştirildi. Etkinliğin “Privacy and Data Protection: Rebulding Trust” (Özel Yaşamın Gizliliği ve Veri Koruma: Güvenin Yeniden İnşaası) başlıklı ilk panelinde kişisel verilerin korunmasına ilişkin çeşitli konular tartışıldı. Toplantı notlarımı aşağıda bulabilirsiniz. Ancak ondan önce panelistlerin kimler olduğunu belirtmekte yarar var. Bu oturumda beş panelist konuya ilişkin görüşlerini iki turda ve daha sonra soru-cevap bölümünde dile getirdiler:

Introductory Keynote: Giovanni Buttarelli, Assistant European Data Protection Supervisor
Gonenc Gurkaynak, Esq., Managing Partner, ELIG Attorneys-at-Law
Sophie Kwasny, Head of Data Protection, Council of Europe
Mustafa Taşkın, Associate Professor
Nilgün Başalp, Assistant Professor, Bilgi University



Panelin özellikle oturum başkanı Ben Rooney’in esprili ifadeleri ile oldukça dinamik bir biçimde ilerlediğini söyleyebilirim. Panel Buttarelli’nin açılış konuşması ile başladı. Konuşması içerisinde özellikle son günlerin gündemden düşmeyen konusu Big Data’ya ilişkin değerlendirmelere yer verdi. Kişisel olarak konuşmasının ilgimi çektiğini belirtmeliyim. Bu blog içerisinde yakın zamanda aşağıda kapağı yer alan kitaba ilişkin de bir değerlendirme yazmak istiyorum. Ancak ilgilenenlere de kitabı mutlaka okumalarını öneririm.
Buttarelli konuşmasında Big Data’nın yalnızca kişisel verilerin korunması ile ilişkili bir konu olmadığını, ancak bu kapsamda yer alan bilgilerin önemli bölümünün kişisel bilgi niteliğinde olduğunu belirtti. Öte yandan mevzuunun sanıldığı kadar yeni olmadığına da işaret ettikten sonra, “open data by default”, “Internet of things” gibi bazı yeni konulara işaret etti. Konuşması sırasında ayrıca big data’ya ilişkin yakın tarihli Beyaz Saray Raporundan da söz etti.

Ardından panelistlerin değerlendirmelerine geçildi. Başalp, temelde kişisel verilerin korunması düzenlemelerinin Türkiye açısından gerekliliği üzerinde durdu. Taşkın, devletin konuya ilişkin pozitif yükümlülüklerine işaret ettikten sonra, Avrupa’da uzun yıllardır çalışılan ve gelişen bir alan olmasına karşın, Türkiye’de henüz veri koruma yasasına sahip olmamamızdan söz etti. Gürkaynak’ın konuşması ise daha çok bu alandaki hassas bir konuya: kişisel verilerin korunması ile düşünceyi açıklama özgürlüğü arasındaki dengeye yönelmişti. Kwasny, Türkiye’nin 108 sayılı AK Sözleşmesini imzalamayan Konsey üyesi tek devlet olduğuna dikkat çekti ve “bir konuda ‘tek’ olmak her zaman iyi değildir” dedi.
Kısa da olsa Edward Snowden ve Prism konusu da açıldı. Rooney, Viviane Reding’in bir konuşmasında sarkastik bir yaklaşımla ABD’ye teşekkür ettiğinden, çünkü PRISM skandalı sayesinde artık daha güçlü veri koruma düzenlemeleri yapmanın mümkün olduğundan söz etti.
Konuşmalar içerisinde değerlendirilen önemli konulardan biri ise,elbette, Avrupa Adalet Divanı’nın (ABAD) geçen hafta verdiği “unutulma hakkı”na ilişkin Google kararıydı. Buttarelli, aslında ABAD’ın ortaya koyduğu görüşün yeni olmadığını ve pek çok devlette “unutulma hakkı”nın tanındığını belirtti. Kwasny ise bu bakış açısının AİHM yorumuyla uyumlu olduğunu belirtti. Yeni olan tek şey ise İnternet çağı ile ilişkili. 108 sayılı sözleşmede de benzer bir yaklaşım bulunduğuna işaret ettikten sonra “hükümlülük hali bir süre sonra siliniyorsa neden İnternet üzerindeki herhangi bir şey silinmesin?” sorusunu yöneltti. Gürkaynak, kararın ve uygulamalarının düşünceyi açıklama özgürlüğüne-olası-etkilerine dikkat çekti. Butarelli’nin konuşmasından anladığımız kadarıyla, benzer bir hususa Google’ın Global Privacy Counsel’ı Peter Flesher’ın da 20 Mayıs’ta Privacy Forum’da yaptığı konuşmada değindiği. Rooney, Reding’in “unutulma hakkı”na önem ve öncelik veren yaklaşımının şeffaflık ile çatışma halinde olduğundan söz etti: insanlar hakkında daha az bilgiye ulaşmaya neden olduğu için...

Özellikle Gürkaynak’ın üzerinde durduğu bir konu ise arama motorlarının konumuna ve sorumluluğuna ilişkindi. Panelin başlığına da atıfta bulunarak, arama motorlarının İnternet’in polisine dönüşmesinin güvenin yeniden inşaasına hizmet etmeyeceğini belirtti. Arama motorlarının yeni bir konu olduğu, özel olarak üzerinde durulması gerektiği ve bazı sorunları yasal düzenlemeler ile değil, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla çözmenin daha işlevsel olabileceğini söyleyerek bu konuda yazıkları “Understanding search engines” başlıklı makaleden söz etti.

(Elbette ABAD kararının ve ilişkili sorunun bir çırpıda değerlendirilmesi ve tartışmanın neticelendirilmesi kolay değil. Konu, belki başka bir yazıda uzun uzadıya incelenebilir. Ancak toplantıda tuttuğum notlara devam etmeden once tam da bu konu tartışılırken hatrıma gelen bir araştırmaya atıf yapmak isterim: Acquisti tarafından yürütülen bir araştırma, uzun zaman önce gerçekleşen kötü olayların bugünkü değerlendirmelerde etkisinin, uzun zaman önce gerçekleşen iyi olaylara göre daha güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum ise insanın hayatında beyaz bir sayfa açabilmesinin önünde önemli bir engel. Bir tarafta bu sorun durur iken, diğer tarafta hangi bilgilerin arama motorları aracılığı ile ulaşılamaz hale getirileceği sorunu duruyor. Konunun bu boyutu tartışmasız bir biçimde düşünceyi açıklama özgürlüğü ile ilişkili. Zor soruların kolay yanıtları yok. Ancak bu konuda denge ihtiyacı açık)

Veri Koruma alanında Türkiye’de gündemdeki önemli konulardan biri de Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı Taslağı. Bu konuyla ilişkili bir kaç husus da tartışmaya açıldı. Toplantı tam bitmek üzere iken söz alan bir dinleyici, Taslak’ta veri koruma otoritesinin doğrudan Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğunu belirterek bunun AB normlarına uygun olup olmadığını sordu. Taşkın, bu noktada siyasal iradenin karar vereceğini, veri koruma otoritesinin yapısına ilişkin AB’nin beklentilerine ilişkin bilgilendirme yapıldığını belirtti. Buttarelli ise ABAD’ın veri koruma otoritesinin “bağımsız” niteliğini değerlendirdiği kararlarının ve Article 29’un raporlarında açıklanan “yeterlilik” ilkelerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Ayrıca küresel düşünmenin ve Avrupa’da belirlenmiş ilkelerin önem ve gerekliliğine işaret etti. Buttarelli ayrıca konuşmanın başka bir yerinde Japonya’daki veri koruma  çalışmalarına ilişkin olarak Avrupa’daki düzenlemelerin  bir kopyasını yapmamaları ve detaylı düzenlemelerden kaçınmaları gerektiği yönünde görüş paylaştıklarını söylemişti. Bu bağlamda, temel ilkelerden vazgeçmeden  ülkelerin kendi yaklaşımlarını yansıtmaları yönünde görüş belirtti.

Dinleyicilerin ve panel yöneticisinin yönelttiği oldukça ilginç sorular da tartışmaya açıldı. Bunların bir bölümü şöyle(bazılarını ben sorulaştırdım):

-       Daha fazla yasaya ihtiyacımız var mı? (Do we need more law?)
-       İnternet’te ruhumuzu isteyerek teslim mi ediyoruz?  (On the Internet, are we giving our souls willingly?)
-       Konuşmacılara hitaben: siz İnternet’te kendi verilerinizi koruyabiliyor musunuz? (Is it possible to protect your own personal data on the Internet?)

Kısa kişisel değerlendirme: Veri koruma alanında belki de en önemli ve en zorlu çatışan çıkarlar arasında “denge” sağlamak. Şeffaflık-unutulma hakkı ya da daha genel bir bakışla düşünceyi açıklama özgürlüğü-kişisel verilerin korunması hakkı arasında kurulması gereken bir denge olduğu açık. Ancak bir noktada görülen çatışmanın her alanda gerçekleşeceğini düşünmek bizi yanılgıya sürükler. Örneğin kişisel verilerin  korunması devletin şeffaflığını da bir oranda sağlamaktadır. Veri koruma hukuku, kamu kurumlarının hangi bilgileri hangi amaçla topladığı ve bunlara kimlerin ulaşabildiği gibi konuların açık olmasını gerekli kılmaktadır. Çeşitli kaynaklardan, çok çeşitli bilgileri toplanan ve adeta dijital akvaryumdaki bir balığa dönüşen bireyin düşünceyi açıklama özgürlüğünü yaşama geçirmekte sorun yaşayacağı/yaşadığı da bilinmektedir. Bu noktada kişisel verilerin hukuksal düzenlemeler ile korunması düşünceyi açıklama özgülüğünü de destkeleyecektir.
“Daha fazla yasaya ihtiyacımız var mı?” sorusuna gelecek olur isek: yeni teknolojiler ile ilişkili her türlü sorunu yasalar ile çözmeye çalışmanın kimi durumlarda etkisiz, kimi durumlarda ise zararlı olacağı düşüncesindeyim. Ancak insan haklarını temel alan bir bakış açısıyla teknoloji-nötr düzenlemelerin varlığı özellikle de kişisel verilerin korunması alanında önemlidir. Konuya ilişkin düzenlemlerin var olduğu Avrupa ülkeleri ile bireylerin verilerinin hemen hemen hiç korunmadığı Türkiye’deki durum arasındaki farklılık bunu ortaya koymaktadır. Avrupa’da da kişisel verilerin korunması alanında pek çok sorun yaşanmaktadır, ancak etkin hukuksal düzenlemelerin bulunmadığı bir ortamda bu sorunların çok daha boyutlu olduğunu saptamak için günlük yaşama ilişkin genel bir gözlem yapmak bile yeterli olacaktır.








27 Nisan 2011 Çarşamba

Twitter...

Şili'de bir hemşire beş organın transferini twitter üzerinden yaptığı duyuru ile hızlandırdı. Ayrıntılar aşağıda...

Chile: Nurse Expedites Organ Transport Using Twitter


Cristina Bizama (@cristi_enf [1]), a nurse at Talca hospital [2] in Chile, has devised a way to speed up the transport of organs for transplant from Talca to the capital, Santiago, some 260 kilometers away [3] (162 miles). It all started with a tweet sent the night of April 12, 2011:
Increíble, No existe forma de llevar 5 organos a scl [Santiago]
Incredible! There's no way to transport 5 organs to Santiago
According to the online daily El Dinamo [4] [es] the nurse was referring to two kidneys, a liver, and a heart that were ready for transport to the capital but the means didn't exist to do it at that moment.
[5]

Action through tweets
The Twitter community sprang into immediate action.
One of the first users to raise the alarm was programmer Felipe Zúñiga who wrote to various media, entertainment and government Twitter accounts:
@felipezuniga_: En Talca hay 5 órganos listos para donación y la Fuerza Aérea [6] no dispone de avión hasta mañana AM. Hagamos campaña…
@felipezuniga_: In Talca there are 5 donor organs ready for transplant and the Air Force [6] [es] doesn't have a single plane available until tomorrow morning. Lets make people aware of this
Member of Parliament Rubilar (@karlarubilar [7]) was one of the first people to respond to the call for action and followed up as can be seen in the following series of tweets (1 [8], 2 [9], 3 [10]):
@felipezuniga_ [11] de donde sacaron esa info??? Puede informarme mas?
@felipezuniga_ [11] where did you get this info??? Please tell me more?
@cristi_enf [12] que necesitan? Que le digo al ministro?
@cristi_enf [12] What do you need? I will tell the minister
@FelipefromChile [13] super! Yo llame al ministro @allamand [14]! Para que hablen con la Fach [Fuerza Aérea de Chile [6]]
@FelipefromChile [13] great! I called the minister @allamand [14]! So that they'll talk with the Fach [Chilean Air Force [6]]
Luego Felipe Zúñiga (@felipezuniga [15]) was thankful:
Me avisan q a través del Ministerio de Defensa se está coordinando el traslado de órganos. GRACIAS A TODOS!!!
They told me that through the Defense Minister's help the organ transport is being coordinated. THANK YOU EVERYONE!!!
However, the parliament member reported to El Dínamo [4] [es] that both the Health Minister (Jaime Mañalich) and Defense Minister (Andrés Allamand) had been contacted, besides the transplant coordinator, within the hour that the organs became available. They planned for the organs to move the following day though this would have caused problems with compatibility tests for recipients.
One of those involved in the organ transport effort, Health Ministry [16] nurse, Felipe Cortés (@FelipefromChile [17]), related what happened on Twitter:
@FelipefromChile: @karlarubilar [18] Yo trabajo para el Minsal [Ministerio de Salud] y estoy haciendo contactos para agilizar traslado. Gracias por apoyar con sus llamadas a Talca!
@FelipefromChile: @karlarubilar [18] I work for MinSal [Health Ministry] and I am contacting people to make this organ transport happen. Thank you for the support with your calls to Talca!
Also he reported [19]:
@FelipefromChile: A esta hora de la noche, coordinando con Enfermera de Procuramiento traslado de órganos de donante óptimo desde Talca a SCL @MarcelaAninat [20]
@FelipefromChile: At this time of night, we're coordinating with the Procurement Nurse, the organ transport from the optimal donor in Talca to Santiago @MarcelaAninat [20]
Finally an Air Force [6] [es] plane was made available, but unfortunately because the Institute of Public Health [21] [es] hadn't examined the organs, the transport could not take place until 8 am the next morning, April 13. El Dínamo [4] [es] reported: “We are monitoring the situation through the night, including Minister Mañalich personally.”
Afterwards, parliament member Karla Rubilar (@karlarubilar [22]) let it be known through Twitter:
@karlarubilar: El paciente está estable todo coordinado pa mañana 8 AM x corporacion trasplante. Habrá q evitar las deficiencias logísticas. @jmanalich [23]
@karlarubilar: The patient is in stable condition, everything is prepared for tomorrow morning at 8 am through the Translplant Corporation. We will have to avoid these logistic deficiencies going forward. @jmanalich [23]
She added [24] that it will be important to review the process so that the organ donation system can be streamlined with fewer major delays:
@DanielCastell [25] hay problemas mas allá del traslado. Hay q hacer una seria revisión. La corporacion trasplante [26] no puede ser pariente pobre.
@DanielCastell [25] there are more problems than just the organ transport. There should be a serious review of everything. The Transplant Corporation [26] [es] cannot do a poor job.
After El Dinamo [4] [es] reported on the incident, the Procurement Coordinator for National Transplant Corporation [27] [es], Diego Buchuk, explained that the nurse who raised the problem to public attention on Twitter was not involved in the coordination that was already taking place to collect and transport the organs.
The call for help raised by Cristina Bizama and the later responses of the parliament members and ministers showed the power that exists in a social network like Twitter and the need to review the organ transport procedures.
The network CNN Chile [28] [es] also reported the story, mentioning that this was a “good exercise of social networks”.
This tweet by Felipe Cortés (@FelipefromChile [29]) perfectly summarizes what happened:

Se dan cuenta cómo UN TWEET puede salvar una vida? Cuidemos esta herramienta, gente. #Trasplante [30] #DonaciondeOrganos [31]
Do you realize that ONE TWEET can save a life? Let's take care of this tool, people. #Transplant [30] #OrganDonation [31]

Article printed from Global Voices: http://globalvoicesonline.org
URL to article: http://globalvoicesonline.org/2011/04/21/chile-nurse-expedites-organ-transport-using-twitter/
URLs in this post:
[1] cristi_enf: http://twitter.com/#!/cristi_enf
[2] Talca hospital: http://www.hospitaldetalca.cl/
[3] 260 kilometers away: http://maps.google.com/maps?f=d&source=s_d&saddr=santiago,+santiago,+chile&daddr=Talca,+Chile&hl=en&geocode=FaR5Af4dp9rJ-ykjzGQWBsViljEFgdNH4np5fA%3BFQd-4_0dvpu6-yl90AesosZlljG4yNqv_ldWJg&mra=ls&sll=-33.506763,-70.656853&sspn=0.165464,0.22316&ie=UTF8&t=h&z=9
[4] El Dinamo: http://www.eldinamo.cl/noticia/inedito-el-primer-traslado-de-organos-en-chile-gestionado-desde-twitter
[5] Image: http://www.flickr.com/photos/besser_family/4432870275/in/photostream/
[6] Fuerza Aérea: http://www.fach.cl/
[7] karlarubilar: http://twitter.com/#!/karlarubilar
[8] 1: http://twitter.com/#!/karlarubilar/status/58002683461767169
[9] 2: http://twitter.com/#!/karlarubilar/status/58003359852019712
[10] 3: http://twitter.com/#!/karlarubilar/status/58009765988667393
[11] felipezuniga_: http://twitter.com/felipezuniga_
[12] cristi_enf: http://twitter.com/cristi_enf
[13] @FelipefromChile: http://twitter.com/FelipefromChile
[14] allamand: http://twitter.com/allamand
[15] @felipezuniga_: http://twitter.com/#%21/felipezuniga_/status/58013927828758528
[16] Health Ministry: http://www.minsal.cl/portal/url/page/minsalcl/g_nuevo_home/nuevo_home.html
[17] FelipefromChile: http://twitter.com/#!/FelipefromChile/status/58008383420239872
[18] karlarubilar: http://twitter.com/karlarubilar
[19] he reported: http://twitter.com/#!/FelipefromChile/status/58003928998096896
[20] MarcelaAninat: http://twitter.com/MarcelaAninat
[21] Institute of Public Health: http://www.ispch.cl/
[22] karlarubilar: http://twitter.com/#!/karlarubilar/status/58024805563252736
[23] jmanalich: http://twitter.com/jmanalich
[24] She added: http://twitter.com/#!/karlarubilar/status/58026637836558336
[25] DanielCastell: http://twitter.com/DanielCastell
[26] corporacion trasplante: http://www.trasplante.cl/noticias/entrevistas/2006_enero_coronel.php
[27] National Transplant Corporation: http://www.trasplante.cl/
[28] CNN Chile: http://www.cnnchile.com/ciencia-tecnologia/2011/04/14/enfermera-acelero-por-twitter-traslado-de-organos/
[29] FelipefromChile: http://twitter.com/#!/FelipefromChile/status/58009730500669440
[30] #Trasplante: http://twitter.com/#%21/search?q=%23Trasplante
[31] #DonaciondeOrganos: http://twitter.com/#%21/search?q=%23DonaciondeOrganos

Kaynak: - Global Voices - http://globalvoicesonline.org

Kızgın kuşlara dikkat...




Hızla yayılan bir salgın haline gelen Angry Birds oyununun hangi bilgileri topladığını biliyor musunuz?

Asıl soru akıllı telefonlarda gününüzü daha eğlenceli kılan ve ilk anda oldukça masum görünen pek çok uygulamanın size ilişkin hangi bilgileri topladıklarını biliyor musunuz?

Şu bağlantıya bakmakta fayda var: http://threatpost.com/en_us/blogs/forget-epsilon-fear-angry-bird-042611

IPhone uygulamalarının hangi bilgileri toplandıklarına ilişkin olarak şu bağlantı da atlanmamalı: what they know?

24 Şubat 2011 Perşembe

Sosyal Paylaşım Ağları Kazandırmaya Devam Ediyor

Sosyal paylaşım sitelerinin değeri hem kendi yöneticileri, hem de üçüncü kişiler için duraksamadan artmaya devam ediyor. Aşağıda Farmville örneğine ilişkin güncel bir haber bulabilirsiniz...



SANAL ÇİFTLİKTEN FIŞKIRAN MİLYARLAR


 
RADİKAL HAYAT / 24/02/2011

Facebook'ta popüler olup tüm dünyayı saran Farmville adlı oyunun yaratıcısı Zynga, kurulalı dört yıl olmadan 9 milyar dolar değerlendi
2007 yılının temmuz ayında ABD San Francisco’da kurulan Zynga oyun konusunda uzmanlaşan şirketlerden biri. En popüler ürünüyse Haziran 2009’da kullanıma sundukları sanal çiftlik oyunu Farmville oldu.
Sanal bir arazi üstünde tarım ve hayvancılık yapma esasına dayanan Farmville kısa sürede Facebook’un en popüler ve en çok gelir getiren oyunu olmayı başardı. Oyuncuların sanal tarlalarındaki hasatları ya da ahırdaki sanal hayvanları için aldığı sanal ürün ve hizmetler sayesinde günlük geliri 1 milyon doları geride bıraktı. Lady Gaga’dan Avril Lavigne’ye kadar ünlü ünsüz on milyonlarca kişi gece gündüz ekinin, hasadın derdine düştü. Hatta Bulgaristan’da bir politikacı oturumlar sırasında sürekli Farmville oynadığı için meclis toplantısından kovuldu. İnternet kullanıcıları haftada toplam 70 milyon saati bu oyun için harcar hale geldi. MSN altında da çalışır hale gelen oyunun sıradaki durağıysa Apple’ın iPod Touch, iPhone ve iPad ekranları.

En kârlı oyun şirketi
Bütün bu ‘başarının’ firmaya yansıması da aynı derecede ihtişamlı oldu. Borsaya açılmaya soyunan Zynga, henüz kurulalı dört sene bile olmamışken 9 milyar dolar değerlendi. Twitter’a 10 milyar dolar pazar değeri biçildiği düşünüldüğünde bu hiç de yabana atılacak bir rakam değil.
Oyun sektörünün içinde değerlendirildiğinde pazar lideri EA (Electronic Arts) ile kıyaslandığında geçen seneki 850 milyon dolarlık gelir EA’nın 3 milyar dolarlık geliri karşısında çok iddialı değil. Ancak oyun başına gelir ve üretim maliyeti açısından düşünüldüğünde bu dev rakibine kıyasla çok daha kârlı ve gelecek vaat eder durumda. Üstelik Cityville, Mafia Wars ve benzeri mevcut ve hazırlanan başlıklarla da çok daha parlak bir geleceğe sahip olduğu ortada.

25 Ocak 2011 Salı

Sosyal Ağ Sarmalında İnsan

Sosyal ağlar, sosyal bilimler açısından incelenmesi gereken çok çeşitli veriler sunuyor. Özellikle kullanıcıların gerçek kişilikleri ile varoldukları facebook gibi ağların sosyal ilişkileri güçlendiriyormuş gibi gözükmesine karşın, aslında insanı daha fazla yalnızlığa ittiği ve ilişkileri yüzeyselleştirdiği değerlendirilmesi gereken bir konuyu oluşturuyor.


Sosyal Medya Yalnızlaştırıyor

RADİKAL HAYAT / 25/01/2011





Twitter ve Facebook'un iletişimi güçlendirdiği, insanları birbirine bağladığı kanısına karşı çıkan 'siber-şüphecilerin' sayısı artıyor. Sherry Turkle'ın 'Birlikte Yalnız' adlı kitabı tartışmayı alevlendirdi
Sosyal medyanın yalnızlaştırdığına inanan bilim insanlarına göre, Twitter ve Facebook gibi paylaşım siteleri insanları birbirlerine yaklaştırmadığı gibi bireyleri gerçeklikten koparıyor.
Massachusetts Institute of Technology (MIT) öğretim üyelerinden sosyolog Prof. Sherry Turkle ‘Alone Together’ (Birlikte Yalnız) adlı kitabında teknolojinin, insan yaşamında hakimiyet kurmak üzere olduğunu savunuyor. Turkle’a göre, insanlar, teknoloji sayesinde birbirleriyle daha iyi iletişim kurabilecekleri yanılgısı içinde ve sanal gerçeklik, gerçek dünyanın kötü bir taklidi.

Cenaze töreninde iPhone
Sherry Turkle, önceki gece katıldığı bir komedi programında insanların cenaze törenlerinde bile iPhone’larıyla oynadığını söylemiş, programın sunucusu komedyen Stephen Colbert de “Herkesin bir güle güle deme şekli var” diye karşılık vermişti. Gazeteye göre, Ohio’daki Kent State University’den Prof. William Kist, “İnsanların kullanmakta olduğu farklı iletişim türleri, onları korkutan bir şey haline geldi” derken, ABD’de en çok satan kitaplar arasında yer alan “Shallows” (Sığlar) adlı kitabın yazarı Nicholas Carr, internet kullanımının insanların düşünme şeklini değiştirdiğini, kitaplar ve dergilerde yer alan karmaşık bilgileri hazmetme yeteneğini zayıflattığını söylüyor. Öte yandan ‘The Social Network’ (Sosyal Ağ) adlı film de, Facebook’un gerçek hayata adapte olamayan asosyaller tarafından kurulduğuna dikkat çekerek tartışmayı yaygınlaştırdı.
Siber âleme şüpheyle yaklaşan akademisyenler arasında son kitabıyla ses getiren Turkle, BlackBerry’leri bir kenara koyup, Twitter ve Facebook hesaplarını kapatmayı öneriyor. Turkle, “Hayatımızı zenginleştirecek teknolojiler geliştirdik ama bunların bizi kısıtlamasına izin veriyoruz” diyor.
Turkle’a destek verenler kısa zaman önce İngiltere’de yaşanan bir intihar vakasını örnek veriyor. Facebook sayfasından intihar edeceğini duyuran Simone Back’in 1.048 arkadaşı mesajı gördü. Fakat hiçbiri konuyla ilgili bir şey yapmadı. Simone’un sayfası yalnızca hakarete varan bir tartışmaya tanık oldu.

İnternetİn öldürdüğü 10 şey
Her yerin birbirine bağlı olduğu yeni dünyada, internet hayatımızı zenginleştirip kolaylaştırdı. Ama artık sanal alemin getirdiklerinin yanında götürdülerini de konuştuğumuz bir dönemdeyiz.

1-Mesaİ saatlerİ
Cep telefonunun icadından önce işverenlerin, çalışanlarının 9-5 arası çalışma saatlerine ne kadar saygı duyduğunu hesaplamamız mümkün olmasa da, bu sayının gelişen teknoloji sayesinde azaldığını söyleyebiliriz. İnternet çağında işi ofiste bırakıp eve dönmemiz mükün olmuyor.

2-Fİlm kİralama
25 sene önce ‘Blockbuster’ adıyla ilk dükkanını açan film kiralama şirketi, geçtiğimiz eylül ayında iflas ettiğini açıkladı. Blockbuster gibi sapır sapır dökülen film kiralama firmaları, internet üzerinden yasal veya yasal olmayan yöntemlerle film izlemeye karşı rekabet edemedikleri için iflas ettiler.

3-Konsantrasyon
İnternetin görünmez ağları hepimizi daha sıkı sardıkça, gittikçe artan bir kitle, çocukların dikkat dağınıklıklarını internete bağlıyor. Ders yaparken Facebook’a bağlanan gençler, kitap okumak yerine, internetteki sosyal-ağ sayfaları ile ilgileniyor.

4-Kİbarlık
Gizli kimlik arkasından yorum yapabilmenin getirdiği rahatlık, bilgi alışverişinin kabalaşmasına ve bayağılaşmasına sebep oldu. Yazılan haberlerin altında sıklıkla gördüğümüz iğneleyici veya sert eleştirilerden, tanınmış isimlerin çirkin resimlerinin altına düşülen yorumlara kadar, günümüzde iletişim kalitesi çok vasat.

5-Telefon rehberİ
Eskiden herhangi bir ürün almak istediğiniz zaman veya belirli bir hizmete ihtiyacınız olduğu zaman telefon rehberini açar, harf başlığına gider, oradan istediğiniz kişiyi bulur arardınız. Gençlerin bu günleri hatırlaması zor. Artık bu tür etkileşimler tamamen internet üzerinden yapılıyor. Acıktıysanız, Yemeksepeti’ni arıyorsunuz.

6-Mektup yazmak
Günümüzde, sevgililerin birbirleriyle iletişim kurmak için birden fazla seçenekleri var. Bu seçenekler arasında elle yazılmış mektuplar son sırada. Artık ayrılıklar da Facebook üzerinden tek bir tuşla, ‘statü’ değiştirerek yapılabiliyor!

7-Tatİller
İnternettte geçen tatil, tatil midir? Bu sorunun cevabı kuşkusuz kişiden kişiye değişecektir. Fakat tartışılamaz bir gerçek de, e-mail’den yoksun olduğumuz günlerde, tatile çıkıp plajda yattığımız zaman kitap okuduğumuz veya başka dinlendirici bir faaliyette bulunduğumuzdu. Artık, işten ne kadar uzak olursanız olun, elinizde bir BlackBerry varsa, iş ve tatili sentezlemiş oluyorsunuz.

8-Gİzlİlİk
İnternet’in yaşamın vazgeçilmez bir parçası olması, kişiye dair bilgilerin de internet üzerinden kolayca elde edilebilmesi anlamına geliyor. YouTube ve Facebook gibi programlar aracılığıyla, kişisel resimler veya görseller, istem dışı olmasına rağmen herkese açık ortamlara düşebiliyor. Bu ve benzeri kişisel gizliliğe karşı ihlallerden daha da endişe verici olan, ‘çevrimiçi gizlilik koruma’ firmaları, herhangi bir kişiye dair birçok kişisel bilgiyi kolaylıkla elde edebiliyor.

9-‘Gerçeklİk kavramı’
“İnternette okuduğun her şeye inanma!” sözünü hep duyuyoruz. Ne kadar söylense azdır. Bedava olmasa bile, herkese açık ve herkes tarafından kullanılan bir ortam olan internet, her türlü fikrin yayılmasına aynı oranda açık. Sıklıkla, ‘fikir’ ve ‘bilgi’ kavramları, farklılıklarını yitirip aynı anlamı alıyorlar. Bugünlerde politikacılar, uzmanlar ve blog’cular dahil her türlü kullanıcı sıklıkla internet üzerinden yalan haberlerin yayılmasında aracı oluyor.

10-Yıllık
İnternet, yıllık kavramını tamamen yok etmiş olmasa da, ciddi bir rakip olarak karşısına çıktığını söyleyebiliriz. Okullar eskisi kadar öğrencilerin birbirlerini hatırlayabilmeleri için tasarlanmış yıllıklar satamıyor. Öğrenciler, MyYearbook.com gibi internet sitelerinde okul arkadaşlarının resimleri ile yorumlarını içeren internet sayfalarına üye olabiliyorlar.

20 Ocak 2011 Perşembe

Twitter Bağımlılığı

Twitter'ın artan kullanımı yeni tartışmaların da gündeme gelmesine neden oluyor. Aralık ayının sonlarında the Independent'ta yayınlanan ve İngiltere'de görev yapan üst düzey bir yargıcın da görüşlerine yer verilen "mahkemelerde twitter kullanımı"na ilişkin haber bunun en açık göstergesi. Duruşma sırasında izleyicilerin gelişmeleri twitter üzerinden yayınlamaları önünde bir engel bulunuyor mu? Böylesi bir hareketin özellikle ceza davaları açısından sakıncalı sonuçları olabilir mi? Twitter'ın hızla yaygınlaştığı da düşünüldüğünde mahkeme salonlarında izleyicilerin sürekli cep telefonlarından gelişmeleri 140 karakter içerisinde dünyayla paylaşması, duruşmanın düzeni ve yargılama süreci açısından sıkıntı yaratır  mı?

Aşağıda the Independent'ta yer alan haberi bulabilirsiniz (ama ondan önce hapse düşen twitter bağımlısının-ve tabi hücre arkadaşının-muhtemel durumuna da göz atmak gerek) :


Twitter can be used in courts but users will need the judge's permission first and this could be refused in criminal trials, the country's top judge said today.
Lord Chief Justice Lord Judge said decisions over the use of the micro-blogging website would be made on a case-by-case basis depending on the risk of interference to the "proper administration of justice".
This risk would be at its highest in criminal trials where witnesses outside the courtroom could find out what is being said inside before being called to give evidence, he warned.
Lord Judge added that the use of Twitter in courts could also be limited to journalists, rather than any member of the public, to stop large numbers of mobile phones interfering with the court's sound recording equipment and to prevent other distractions.
His interim guidance on the use of the micro-blogging site and electronic devices in courts comes ahead of a consultation on the issue.
He said: "The judge has an overriding responsibility to ensure that proceedings are conducted consistently with the proper administration of justice, and so as to avoid any improper interference with its processes.
"There is no statutory prohibition on the use of live text-based communications in open court.
"But before such use is permitted, the court must be satisfied that its use does not pose a danger of interference to the proper administration of justice in the individual case.
"Subject to this consideration, the use of an unobtrusive, hand-held, virtually silent piece of modern equipment for the purposes of simultaneous reporting of proceedings to the outside world as they unfold in court is generally unlikely to interfere with the proper administration of justice."
He went on: "The normal, indeed almost invariable, rule has been that mobile phones must be turned off in court.
"An application, whether formally or informally made (for instance, by communicating a request to the judge through court staff) can be made by an individual in court to activate and use a mobile phone, small laptop or similar piece of equipment, solely in order to make live text-based communications of the proceedings.
"When considering, either on its own motion, or following a formal application or informal request, whether to permit live text-based communications, and if so by whom, the paramount question will be whether the application may interfere with the proper administration of justice.
"The most obvious purpose of permitting the use of live, text-based communications would be to enable the media to produce fair and accurate reports of the proceedings.
"Without being exhaustive, the danger to the administration of justice is likely to be at its most acute in the context of criminal trials - eg, where witnesses who are out of court may be informed of what has already happened in court."
The announcement that he would be giving the guidance was made last Thursday - hours after supporters of WikiLeaks founder Julian Assange were banned from posting updates from court while a High Court judge decided whether he should be granted bail.
Mr Justice Ouseley, who went on to give Mr Assange conditional bail that day, ruled at the start of the proceedings that supporters and journalists should not send Tweets to give a blow-by-blow account of what was happening.
At an earlier bail hearing, District Judge Howard Riddle had allowed Tweeting from City of Westminster Magistrates' Court, which some commentators proclaimed as a legal first.
He said journalists could send messages as long as they were discreet and did not interfere with the judicial process.

Kaynak: Cathy Gordon, the Independent, 20 Aralık 2010